14 Aralık 2012 Cuma
     

Suriye'ye Yabancı Silah Yağışı: Şam'dan Görünüş

Franklin Lamb

bencamiiin.jpg

 

"Kısa süre önce Suriye’de kalırken, Amerikan, Siyonist ve Körfez istihbarat ajanları ile bu ülkelerden özel silah tüccarlarının ve toplamda yirmiden fazla ülkenin silah temini yoluyla Suriye’deki krizden çıkar sağladığı tezini destekleyen somut kanıtları ilk elden gözlemleme imkânı buldum."

Franklin Lamb

El Menar


Şu günlerde Suriye’de, bu eski medeniyette, 1948 Nakba’sından beri Arap ulusalcılığının tarihi kalesi ve Filistin’deki Siyonist işgale karşı büyüyen Direniş kültürünün temel bir sacayağı olan bu ülkede, rejim değişikliğini isteyen ülkelerin “isyancılara” devasa miktarlarda yabancı silah yağdırdığına tanık olunabiliyor.

Bu gözlemci, benzer yabancı aktörlerin daha düşük bir düzeyde, o tarihteki adıyla “Libya Arap Cemahiriyesi”ni yıkmak için silah ve savaşçı transferini kolaylaştırdığı geçen yazdan beri, bazı Ortadoğu ülkelerine yapılan yabancı silah transferlerini araştırıyor.

Kısa süre önce Suriye’de kalırken, Amerikan, Siyonist ve Körfez istihbarat ajanları ile bu ülkelerden özel silah tüccarlarının ve toplamda yirmiden fazla ülkenin silah temini yoluyla Suriye’deki krizden çıkar sağladığı tezini destekleyen somut kanıtları ilk elden gözlemleme imkânı buldum. Bu ülkeler, hükümet düzeyinde ve kara borsadan yapılan silah transferleri üzerinden siyasi ve mali kazanç sağlıyor.

Milisleri silahlandırmak için Suriye’ye en fazla silah gönderen ülkeler hangileri?

Rejim değişikliğini gerçekleştirmek için Suriye’ye silah gönderen otuzun üzerinde ülke içinden, listenin üst sıralarında yer alan 24 tanesi şunlar: ABD, Irak, Lübnan, İsrail, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Yemen, Bahreyn, Büyük Britanya, Fransa, Kanada, Belçika, Almanya, Avusturya, Brezilya, Portekiz, Polonya, Yugoslavya, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, İtalya, İspanya ve Arjantin.

Yukarıda listelenen silah tedarikçilerinin yaklaşık üçte ikisi NATO üyesi ve bunlar 28 üyeli NATO’nun yaklaşık yarısını teşkil ediyor.

Rusya bu listeye dâhil değil çünkü Suriye hükümetinin başlıca silah tedarikçisi. Ancak isyancıların elinde SSCB döneminden kalma silahlar ve hatta daha yeni model Rus silahları da görülüyor, bunlardan bazıları Sovyetler’in son dönemlerinden, Sovyet işgalinden (Aralık 1979-Şubat 1989) kalma. Türkiye-Suriye sınırında veya başka bir yerde herhangi bir sıkıntıyla karşı karşıya olmayan karaborsa silah tüccarlarının da elinde giderek daha fazla sayıda Rus silahı bulunuyor. Yakın zamanda Suriye’ye giden bu ziyaretçiye, AK 47 (Rus Kalaşnikofları) veya Roket Güdümlü El Bombaları (RPG) 1,800 Amerikan dolarına teklif edildi (Şu an Lübnan’daki fiyatı 800 dolar civarında ve krizden önce Suriye’de de o kadardı). Biraz pazarlıktan ve birkaç kez uzaklaşma girişimden bulunduktan sonra “bir Amerikalı dost için bir sefere mahsus özel fiyat” her biri için 750 Amerikan dolarına indirildi. Rus yapımı Dragunov sniper tüfekleri için 6,500 dolar istendi, ancak 5000 dolara almak da mümkün.

Bugünlerde Suriye’de silah almanın sorumluluğu müşteriye ait oluyor. Lübnan, Irak ve Türkiye de dâhil olmak üzere yakın ülkelerden gelen dolandırıcılar, sahte veya arızalı silahlar da sunuyor.

Çok sayıda ülkenin Suriye krizine silah tedarikçisi ve siyasi aktörler olarak müdahil olmasına teğetsel olarak değinen 25 Ekim 2012 tarihli son BM Güvenlik Konseyi açıklaması, yabancı aktörlerin varlığını kabul ediyor ve silah tedariki faaliyetlerini belirterek “bütün bölgesel ve uluslararası aktörlerin taraflar üzerindeki tüm nüfuzlarını Kurban Bayramı ateşkesinin tesisini ve şiddetin sonlandırılmasını kolaylaştırmak üzere kullanmasını” istiyor.

Suriye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Caferi geçen hafta şu gözlemde bulundu: \"[Güvenlik Konseyi] basın açıklamasının bu kısmı, Suriye’nin krizin başlangıcından bu yana tekrar ettiği, silahlı grupları negatif ya da pozitif yönde etkileyen Arap, bölgesel ve uluslararası tarafların varlığından ilk defa söz ediyor ve bu durumun gerçekliğini kanıtlıyor. Bu nedenle, söz konusu tarafların tanımlanması gerekmektedir.\"

Kaldığımız Dama Rose otelinde 22 Ekim 2012 tarihinde yüz yüze görüştüğümüz BM ve Arap Birliği temsilcisi Lahdar Brahimi, karşı karşıya olduğu temel görevi bu gözlemciye şöyle anlattı: “Ortadoğu’daki temel ülkeleri, ama aynı zamanda uluslararası aktörleri, isyancılara silah desteği vermemeye ikna etmemiz gerekir.”

Brahimi’nin başarısız olan girişimi, Aralık 2011’deki Arap Birliği önerisi ve Nisan 2012’deki Kofi Annan’ın girişiminden bu yana üçüncü ateşkes girişimiydi; bu girişimlerden ilk ikisi Suriye hükümeti ve dünyanın çoğunluğu tarafından desteklenmişti. Yeterli sayıda grup değilse de, bazı isyancı milis grupları Kurban Bayramı ateşkesini desteklese de, bu sadece son hafta sonuna kadardı. Brahimi ise kendi çalışmasına devam ediyor.

Yine Brahimi’nin kaynakları, Amerika Birleşik Devletleri’nin de Suriye’deki isyancılara taşınabilir hava savunma sistemleri (Manpads) sunuyor olabileceğini söyledi. 15 Ekim 2012 tarihinde konuşan Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Alexander Lukaşeviç şöyle diyor: “Aynı zamanda Washington, Suriye’de faaliyet yürüten yasadışı silahlı gruplara yapılan çeşitli türde silah tedariklerinin farkında. Dahası, Amerika Birleşik Devletleri, Amerikan resmi yetkililerinin yaptığı ve Amerikan medyasında da yer alan itiraflara göre, bu tür tedarikler için koordinasyon sağlıyor ve lojistik destek sunuyor.” New York merkezli NBC News, Temmuz ayında Suriyeli isyancıların Türkiye üzerinden gelen iki düzene Amerikan malı MANPADS edindiğini aktardı.

Libya lideri Muammer Kaddafi’nin Ekim 2011’deki ölümünden bir ay sonra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Trablus’ta, ABD’nin “silah stoklarını güvenceye almak ve geliştirmek” üzere Libya’ya 40 milyon ABD doları yardımda bulunma sözü verdiğini söylüyordu. Kongre kaynakları, Obama yönetiminin bu silahlarının önemli bir bölümünün şu anda Suriye’de olduğunu ve hâlâ da aktarımın devam ettiğini kesinlikle bildiğini belirtiyorlar.

Libya’dan Suriye’ye giden silahlarla ilgili olarak Libya saatiyle 11 Eylül gecesi ABD Büyükelçisi Christopher Stevens, yaptığı resmi açıklamada belirtildiği üzere Türkiye Konsolosu Ali Sait Akın’la bir araya gelmiş, ona ön kapıya kadar eşlik etmiş ve saldırı bundan hemen sonra başlamıştı. Tartışılan şeyler henüz kamuoyuna açıklanmamış olsa da, Siyonist yanlısı Fox News de dâhil olmak üzere Washington kaynakları Stevens’ın Bingazi’de Libya’dan Suriye’ye silah transferi için görüşmeler yapıyor olabileceğini söylüyor.

Bu yıl daha erken bir tarihte Siyasi ve Askeri İşler Bakan Yardımcısı Andrew Shapiro, Libya’ya giderek artan silah akışını kontrol altına alınmaktan uzak olduğu yönünde kaygılarını ifade etmişti. 10 Şubat 2012’de Washington D.C.’deki Stimson Center’da konuşan Shapiro şunları söylemişti: \"Temel soru şu: ne kadar silah ve füze hâlâ kayıp? Samimi bir cevap vermek gerekirse, bunu bilmiyoruz ve muhtemelen hiçbir zaman bilemeyeceğiz.\"

Londra’da yayınlanan Times gazetesinin 14 Ekim 2012 tarihli bir haberine göre, 400 tondan fazla yük taşıyan El İntisar (Zafer) isimli bir Libya bandıralı deniz aracı, Türkiye’nin güneyinde, Suriye’nin kuzey sınırına 35 mil uzaklıkta bir limana yanaştı. Her ne kadar açıklanmayan kargo yükünün bir bölümü insani yardım malzemesi gibi görünse de, son Suriye gezisinde Brahimi’ye eşlik eden mürettebat, El İntisar’ın aynı zamanda büyük miktarda yabancı silahlar da taşıdığını, bunların arasında Suriye’ye gönderilen yerden fırlatılan uçak savarlar, RPG’ler ve MANPADS’ler de olduğunu aktarıyor.

Kısmen cihadçıların ve silahların Suriye’ye kuzey sınırından girmesi, ana yapının cihadçılar, Selefiler, Vahhabiler olması nedeniyle ve “mücahit” ya da El Kaide bağlaşığı olması muhtemel yabancı savaşçıların tam teçhizatları nedeniyle, Türkiye’nin güneyi Şam’da giderek, “Yeni Afganistan” olarak görülür hale geldi.

2007’de Kuzey Lübnan’daki Nehr’ül Barid Filistin mülteci kampındaki çatışmalar sırasında tanık olduğumuz gibi, “Yeni Afganistan”dan gelen bazı ateşli cihadçıların işgal altındaki Filistin yakınlarında Siyonist güçlere karşı savaştıklarını zannettiklerini ve Suriye’de kendileri gibi Arap olan insanları öldürdüklerini bilmediklerini belirtmekte fayda var.

Suriye’ye büyük miktarlarda giriş yapan ve bu gözlemcinin de gördüğü küçük silah türlerinden bir kısmı şöyle:

7.62mm Tabuk (Yugoslavya) tüfekleri, Mass tüfekleri (Büyük Britannya), 7.62 mm tüfekler (Polonya), 12 mm tüfekler (İtalya), 7.62 mm Kalaşnikoflar (farklı ülke versiyonları), 9 mm ‘hızlı silah’, (Avusturya), 7.62 mm Val (Belçika), G3 7.62 mm G3 tüfekler (Almanya), 7.5mm model 36 tüfekler (Fransa), M16 ve çok çeşitli sniper’lar ve öteki tüfekler (ABD), 7.62 model tüfekler (Bulgaristan), 10.5 Uzi ve diğer otomatik makineli tüfekler, üç tip el bombası (İsrail), 9 mm silahlar (Kanada), 7 mm silahlar (Çek Cumhuriyeti), 7 mm silahlar (Brezilya).

Gözlemci ayrıca Amerika Birleşik Devletleri tarafından geliştirilen M72 LAW ve AT-3 anti-tank füzelerini de inceledi ve bunlar hakkında bilgi aldı. Fotoğraflarda gösterilen silahların çoğu, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün sınırları yakınlarındaki kent merkezlerindendir.

Humus, İdlip ve Halep gibi sıkı şekilde inşa edilmiş kent alanlarında süren kapı kapı çatışmalarda sniper’lar da kullanılıyor. Bu gözlemcinin, Şam’daki bürosunda konuyu tartıştığı bir Şam askeri istihbarat kaynağına göre, en fazla el konulan ve şu anda “isyancıların” elinde bulunan sniper tüfekleri şunlar:

· ABD ordusu & USMC M1903-A4 (ayrıca: USMC M1903-A1/Unertl), ABD ordusu & USMC M1C & M1D ve ABD ordusu M21;

· İsrail M89SR Teknik Ekipmanı Uluslararası 7.62x51mm NATO Yarı Otomatik Celil Sniper Tüfeği ve T.C.I. M89-SR,

· İngiliz 243 Winchester, 7.62x51mm NATO/.308 Winchester, 300 Winchester Magnum, ve 338 Lapua Magnum Sürgülü mekanizmaları sniper tüfekleri.

El konulan öteki silahların arasında az sayıda, Afganistan döneminden kalma Rus Dragonov SVD ve SV-98 sniper tüfekleri de bulunuyor.

Yabancı cihadçılar, Sovyet döneminden kalma DSHK ağır makineli silahlara ve ZU-23-2 uçaksavar toplarına da erişim sağlıyorlar; bunlar uçaksavar ve ateş desteği için kullanılıyorlar. Her ikisinin kullandığı yüksek patlayıcı nitelikli ve zırh parçalayıcı toplar, Suriye ordusunun BMP piyade savaş araçlarının zırhlarını delebiliyor. ZU-23 olarak da bilinen ZU-23-2 \"Sergey\", Sovyet yapımı bir 23 mm uçaksavar topu. Araçlara monte edilen Zu-23-2’lerin hükümet uçaklarını saptaması görece kolay ve bir hedefe saldırıp karşı saldırılardan kolayca kaçabilmek için topçu üniteleri kullanılıyor.

25 Ekim 2012 tarihinde Rusya, ABD’nin Suriye hükümet güçleriyle savaşan dış destekli isyancılara yapılan silah sevkiyatlarını desteklediği ve koordine ettiği iddialarını tekrarladı. Rusya genelkurmay başkanı, Suriye’deki silahlı grupların aralarında Stinger uçaksavar füzelerinin de bulunduğu ABD yapımı silahlar edindiğini söyledi. Bu gözlemci, ondan fazla tipte IED’den (geliştirilmiş patlayıcı düzeneği) orta büyüklükte top parçalarına kadar çok sayıda silah gördü, ancak füze görmedi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın 25 Ekim 2012 tarihinde yaptığı bir açıklamaya göre, “Washington, Suriye’de aktif olan yasadışı silahlı gruplara yapılan çeşitli silah sevkiyatlarının farkında. Dahası, ABD yetkililerinin ABD medyasında da yer alan beyanatlarına göre, ABD bu tür sevkiyatları koordine ediyor ve lojistik destek sunuyor.”

Şam’daki bazı analistler, Suriye’nin potansiyel askeri gücünün isyancılara karşı süren kent savaşlarında olabileceği kadar etkili olmadığını iddia ediyor. Suriye’nin, hükümete desteği devam eden büyük ve disiplinli ordusuyla ilgili istatistiklere bakıldığında ve İsrail’in bir hava taarruzu düzenlemesine izin vermeyen gelişkin hava savunma sistemleri ve uzun menzilli füzeleri düşünüldüğünde hükümet askeri bakımdan çok güçlü görünüyor. “İsyancılara” karşı ilerlemenin bir dönem yavaş görünmesinin bir nedeni, bazı yerel analistlere göre, nüfusu yoğun kasabalarda yüksek motivasyonlu gerilla milisleriyle karşı karşıya gelme konusunda başlangıçta belli düzeyde hazırlıksızlık içinde olunmasıydı. İddia edildiğine göre bu tür çatışmalar, hareketli piyadeleri, zırhlı silah esnekliğini ve hafif silahların son derece etkili şekilde kullanılmasını gerektiriyor. Esad hükümetinin “adapte ol, yakala ve hücuma geç” paradigmasının hızla geliştiğini söyleyen ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi kaynakları, geride kalan aylarda Suriye ordusunun savaş konusunda pişmiş, daha katı, daha güçlü ve daha disiplinli bir hal aldığını ileri sürüyorlar. Fakat bu zaman aldı ve belirgin bir bedeli oldu.

Ekim 2012’de Suriye’de bu gözlemci tarafından incelenen silahların içinde, isyancı milislere Irak’tan ve NATO depolarından aktarılan 1,750’den fazla yeni Amerikan sniper tüfeği de bulunmaktadır.

Yabancı silahları Suriye’ye nasıl giriyor?

Özellikle bölge medyasında genişçe bahsi geçtiği üzere, yabancılar tarafından tedarik edilen silahlar “isyancılara” Irak, Türkiye, Lübnan, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün ve işgal altındaki Filistin’den hava ve deniz kanalıyla ve temel olarak da karayoluyla aktarılıyor.

Şam’da bulunan ve yaklaşık 20 aydır krizi takip eden bazı araştırmacılar, Afrika, Güney Amerika ve Doğu Avrupa’da Mossad ve İsrail karaborsa silah ticareti üzerinden hayli deneyim kazanmış olan İsrail’in Suriye’ye Kürdistan üzerinden silah gönderdiğini aktarıyor. İsrail, Libya’da yaptığı geniş çaplı silah ticaretini Suriye’de de yapmaya çalışıyor. Suriyeli ve Lübnanlı kaynaklara göre İsrail silahları Suriye’ye, Güney Lübnan, Cebla el Saddane yakınlarındaki Şebaa Çiftlikleri ve Gaca arasındaki üçlü sınır üzerinden gönderiliyor. İlave olarak son beş ayda giderek artan oranda İsrailli kaçakçıların Golan Tepeleri üzerinden Suriye’ye silah soktuğuna halk tarafından tanık olunmuş. Suriye ve Lübnan egemenliğinin bu şekilde ihlali, gerek Golan Tepelerinde konuşlanmış olan Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlemci Gücü (UNDO), gerek Lübnan’daki BM Lübnan Geçici Kuvveti (UNIFIL), gerek Lübnan ordusu ve “mavi hat” yakınlarındaki Lübnan Ulusal Direnişi birimlerinin bu yasadışı İsrail silah transferlerini durdurma konusunda teyakkuz halinde olup olmadığı konusunda soru işaretleri uyandırıyor.

Kısa süre önce Türkiye’nin güneyine ve Suriye’nin kuzey sınırına Blackwater paralı askerlerinin gelişinin, yabancı silahları akışını arttırması bekleniyor. Şu an Academi adını kullanan yapı (geçmişte Xena- Xe Hizmetleri LLC, Blackwater ABD ve Blackwater Dünya isimleri kullanılıyordu), haftalık Jane’s Defence dergisine göre ABD hükümetinin en büyük “özel güvenlik” taşeronu. ABD Savunma Bakanlığı’yla ve CIA ile ilişkilerinin ayrıntıları tanımlanmış.

Suriye krizi konusunda tutarlı bir ABD politikası var mı?

Kongre irtibat bürosuna göre Dışişleri Bakanı Clinton kısa süre önce, “ölümcül olmayan desteğini” (yani muharebe alanında bulunan birlikler veya balistik silahlardan farklı olarak direkt sevkiyatlar) arttırdığını açıkladı. Clinton ayrıca Washington’un dostları ve müttefikleriyle birlikte, önümüzdeki haftalarda Doha’da yapılması planlanan toplantılar sonrasında yeni bir liderlik konseyi oluşturma amacıyla dağınık Suriyeli muhalif gruplar arasında daha fazla uyum sağlamak için çalıştığını doğruladı.

Bununla birlikte, Dışişleri Bakanlığı’nda şaşkınlık yaratacak şekilde Irak’taki NATO kuvvetlerinin eski komutanı, şimdiki CIA şefi General David Petreaus, senatodaki teyit oturumunda şunları söyledi: “İletişim ekipmanları da dâhil olmak üzere, savaşçılara yapılan ölümcül olmayan destek, muharebe alanında sağladığı lojistik avantajlar nedeniyle bazen patlayıcı donanımlarından daha ölümcül ve önemlidir.”

ABD’yle koordinasyon içinde İngiltere ve pek çok Avrupa hükümeti, Suriye güvenlik kaynaklarının belirttiğine göre Suriye muhalefetine uydu iletişim araçları da dâhil olmak üzere “ölümcül olmayan” yardım sunuyor.

Suriye’de, ABD birliklerinin Irak’ı işgal etmesinden sonra El Kaide’nin Mezopotamya’da gerçekleştirdiği kanlı kampanyasına gönderme yapan ve adını örgütün lideri Ebu Musab el Zerkavi’nden alan “Zerkavi modeli” temelinde insan silahlarının kullanıldığına dair de pek çok anekdot ve kanıt var.

Bu hafta Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Clinton, Başkan Beşar Esad’ı devirmek isteyen grupların, meşru bir devrimin radikaller tarafından “çalınması” girişimlerine karşı çıkması gerektiğini söyledi. “Ağır silahlı radikallerin Suriye’ye gittiği ve kontrolü ele geçirmeye çalıştığı yönünde rahatsız edici raporlar var” diye de ekledi. Clinton, Suriye’deki ayaklanmanın kontrolünün, demokratik bir değişim veya hükümetin hayata geçirmeye çalıştığını iddia ettiği türden reformlar istemeyen militanlar tarafından ele geçirilmesi riskinden kaygı duyduğunun altını kalın harflerle çizdi. Dinleyicilerine şunları söyledi: \"SUK’nin artık muhalefetin açık lideri olarak görülemeyeceği kesindir. Onlar daha geniş bir muhalefetin parçası olabilirler, fakat bu muhalefet Suriye içinden insanları ve meşru bir sesi olan başkalarını içermelidir. Muhalefetin ayrıca radikallerin Suriye devrimini çalma girişimlerine güçlü bir şekilde direnmesi gerekir. Ağır silahlı radikallerin Suriye’ye gittiği ve kontrolü ele geçirmeye çalıştığı yönünde rahatsız edici raporlar var.” Clinton meslektaşlarına ABD’nin, SUK’nin Suriye’deki bütün etnik ve dini grupların çıkarlarını temsil etmediğini, sahadaki aktivistler ve savaşçılar nezdinde çok sınırlı meşruluğunun olduğunu ve İslamcı radikallerin muhalefet güçlerinin içine sızmasını engellemek için pek bir şey yapmadığını kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Clinton’un kullandığı dil bazıları tarafından seçim sonrası Beyaz Saray politikasının kanıtı olduğu, kazanması halinde Rusya, Çin ve İran’ın konumuna yakınlaşabileceği ve bir Kongre kaynağının alaycı bir şekilde “Körfez’in benzin istasyonlarından bakış” olarak tanımladığı, Suudi Arabistan, Katar ve bazı başka despotik monarşilerden uzaklaşabileceği şeklinde yorumlanıyor.

Otuzdan fazla ülkenin Suriye’ye, silah tedariki yoluyla yaptığı müdahale durdurulmalıdır. Suriye krizinin her iki tarafı da, yalnızca sözleriyle değil, eylemleriyle de, anlamlı bir diyalog yönünde ciddi bir taahhütte bulunmalıdır. Yukarıda sayılan silah tedarikçisi ülkeler ve sahnede görünmeyen diğerleri, kendi yurttaşlarına ve dünya topluluğuna karşı, silah sevkiyatını derhal durdurma yönünde kesin bir sorumluluk taşımaktadırlar.

Onların yapması ve halklarının da daha fazla gecikmeden yapılmasını istemesi gereken şey, İşaya 2:3-5’in sözlerine itibar etmektir: “İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık.”

Kabul ediyorum, belki bu bir klişe ve söylemesi yapmaktan daha kolay.

Ancak Oregon’un büyük senatörü Wayne Morse, Vietnam Savaşı sırasında Amerika çapındaki dinleyicilerine, General George Marshall’dan bir alıntı yapmıştı: “Biz insanların bir savaşı kazanmasının tek yolu, onu önlememizdir.”

Uluslararası toplumun diplomatik yoldan Suriye krizini sonlandırmasının ve rejim değişikliği ümidiyle yangını büyütecek şekilde silah ve para akıtmaya son vermesinin zamanı gelmiştir. Uluslararası toplum, bütün ilgili tarafların derhal ciddi bir diyaloga girmesini ve ihtilaflarını çözümlemesini istemelidir.

Suriye’den kısa süre önce dönen Franklin Lamb’e c/o fplamb@gmail.com adresinden erişilebilir.

Medyaşafak.com